Delirmeyi sapıtmak olarak görmemek gerek. Delirmek sonsuz huzurdur be aslında. Her şeyi düşünen, her şeyi kafasına takan aklını kaybediyosun mis gibi hayat valla. Mesuliyet kabul edilmiyo olum resmen. “Delidir; ne yapsa yeridir.” diye atasözün var yani sana her şey mübah. Bi çılgınlık yapsan, “A-a deli mi ne?” deseler mesela, suratlarına bakıp kahkaha atsan. Çok eğlenceli bi şey yaa. Ay hadi inşallah :>
Eğer ki aylem beni gezme konusunda-özellikle de akşam ve gece saatlerinde- tatmin edebilseydi gözüm sürekli dışarlarda olur muydu hiç? Tabi ki olmazdı.
Ne aileler görüyorum arkadaşlar; plansız programsız binip arabalara basıp gidiyolar valla kafalarının estiği yerlere. Öylesine gidiyolar, öylesine kalıyolar oralarda saat hiç umurlarında değil. Öyle olsun lan zaten. Hayatın tadı öyle çıkar yani. Ama bizde nasıl bak şimdi anlatıyorum. Neymiş bi yere gidilicekse erken kalkıp yola düşmemiz lazımmış. Trafik olurmuş, arabayı nereye koyucakmışız, hem zaten taa oralara gitmek en başta akıl işi miymiş? Böyle böyle bir sürü saçma sapan sıkıntılar öne sürülüyo işte. Hayır adam haksız mı? Değil tabi ki doğru söylüyo yani; elbette ki sıkıntılar olucak da bi bırak be ne oluyosa olsun yaa. Sonuç olarak güzel paylaşımlar güzel anılar olucak yani. Aah ah bu adam niye böyle olmuş hiç bilmiyorum ki ben? Hadi o böyle ev canlısı bişiy ben niye hippi ruhlu olmuşum. Kafa karavan kafası ağbi. Bineyim rastgele istediğim yere gideyim. Sürekli yollarda olayım. Ohh mis valla yürüyen ev :>
(Source: pelindize)
Hava öyle güzel öyle güzel ki tam benim havamdı. Ne soğuk ne sıcak.. Rüzgar da var. Bu havada en güzel yapılacak şeyler: Bağırarak şarkı söylemek, parkta kaymak, sallanmak falan, bisiklet sürmek. Şimdi aklıma sadece bunlar geldi. Ama daha da güzel olan bi şey varsa hem bisiklet sürmek hem de şarkı dinlemektir. Evet en güzeli budur. Sonsuz mutluluk da budur.
Biri bana mutluluğun resmini çiz derse, gel canlı halini yaşayalım derim; o şekil yani. Hayat bu aralar güzel arkadaşlar. Neden bilmiyorum, yerli yersiz gülüyorum, delirmiş de olabilirim. Ama delirmek=sonsuz mutluluk oluyo o zaman arkadaşlar.
Olsun ki zaten gülmek çok güzel.
Bi de yorulmak hiç güzel bi şey değil. Keşke sonsuz dans edecek kadar enerjimiz olsa ya.
Özel güçlerinin olması güzeldir. Senin var mı özel güçlerin? Ben mesela çok yorulduğumda sevdiğim müzikleri dinleyince hemen geri güçleniyorum. Koşabiliyorum bile. Bunlar hayata dair güzel şeyler.
Hayatımın alt üstlüğüne en iyi uyan fon müziği..
Beni Görebiliyor musun?: Kürtçe Öğreniyormuşuz.
Hiçbir -ist- olmadığım ve hiçbir -izm-e ait hissetmediğim gibi; Türkiye’de doğup büyümüş milyonlarca insan henüz anadilini doğru konuşup yazamıyorken, şöyle bir çevreye baktığımızda Türkçe isimli tek bir dükkan bile göremiyorken, yabancı dil bilmeyen insanlar kendi ülkelerinde iş bulamıyorlarken,
(Source: mayoneziseverim)
Kelime Oyunu ile Ölüm veya Cinayetin C’si (Translated by Muhammed Türker)
Sıcak bir gün ve ben karımdan nefret ediyorum.
Kelime Oyunu oynuyoruz. Durum bu kadar vahim işte. 42 yaşındayım, bunaltıcı derecede sıcak bir Pazar öğle üzeri ve hayatımla ilgili yapmayı düşünebildiğim tek şey Kelime Oyunu oynamak.
Dışarıda olmalıyım, egzersiz yapıyor, para harcıyor, insanlarla tanışıyor olmalıyım. Perşembe sabahından beri karımdan başka kimseyle konuştuğumu sanmıyorum. Perşembe sabahı da sütçüyle konuşmuştum.
Elimdeki harfler beş para etmez.
Vaziyete uygun biçimde, BAŞLA yazıyorum. L harfi küçük pembe yıldızın üstüne denk geliyor. Yirmi iki puan.
Karımın, harflerinin yerini ayarlarkenki kendini beğenmiş ifadesini seyrediyorum. Şak, şak, şak. Ondan nefret ediyorum. O olmasaydı, şu anda ilginç bir şeyler yapıyor olurdum. Kilimanjaro Dağı’na tırmanıyor olurdum. Hollywood’un en yeni gişe filmlerinden birinde başrol oynuyor olurdum. 20 metrelik, New Horizons (Yeni Ufuklar) isimli bir kliper tekneyle Vendee Dünya Turu’na yelken açıyor olurdum – bilmiyorum, ama mutlaka bir şey yapıyor olurdum.
LANET kelimesini oynuyor, L harfi iki kat kelime puanının üstüne gelecek şekilde. 30 puan. Şimdiden beni yeniyor. Belki de onu öldürmeliyim.
Elimde keşke bir Y harfi olsaydı, o zaman CİNAYET yazabilirdim. Bu bir işaret olurdu. Bir müsaade olurdu.
L harfimi gevelemeye başlıyorum. Kötü bir huy, biliyorum. Bütün harfler yıpranmış halde. 22 puan karşılığında, SICAK yazıyorum, sırf L’mi çiğnemeye devam edebileyim diye.
Torbadan yeni harfler seçerken, kendimi düşünürken buluyorum – harfler bana ne yapacağımı söyleyecek. Eğer ÖLDÜR yazarlarsa, veya BIÇAKLA, veya karımın ismini, veya herhangi bir şey, hemen yaparım. İşini bitiriveririm.
Istakam KIARGN yazıyor. Artı ağzımdaki L harfi. Kahretsin.
Güneşin ısısı pencereden üzerime düşüyor. Dışarıda vızıldayan böceklerin sesini duyabiliyorum. Kuzenim Harold dokuz yaşındayken bir arı yutmuştu, boğazı şişti ve öldü. Eğer dışarıdakiler de arıysa, umarım karımın boğazına kaçarlar.
TERLEMEK kelimesini oynuyor, elindeki bütün harfleri kullanarak. 24 puan artı 50 ek puan. Hava hareket edemeyecek kadar sıcak olmasaydı onu hemen şimdi boğardım.
İyice terliyorum. Yağmur yağması lazım, havanın açılması için. Bu düşünce aklımdan geçer geçmez iyi bir kelime buluyorum. ISLAK kelimesini oyuyorum, iki kat kelime puanı üzerine, LANET’in A’sını kullanarak. L, koyduğumda ufak bir tükürük şıpırtısı yapıyor. Bir 22 puan daha. Umarım elinde işe yaramaz harfler vardır.
Elinde işe yaramaz harfler olduğunu söylüyor. Bir sebepten, ondan daha fazla nefret ediyorum.
FAN kelimesini oynuyor, F’yi iki kat harf üzerine koyup, sonra su ısıtıcıyı doldurmak için ve klimayı açmak için yerinden kalkıyor.
Son on yılın en sıcak günü ve karım su ısıtıcıyı açıyor. Bu yüzden karımdan nefret ediyorum. ÇARPMA yazıyorum, Ç harfi iki kat puanda ve karım klimadan bir statik elektrik şokuna uğruyor. Bunu son derece tatmin edici buluyorum.
Derin bir iç çekişle yerine oturuyor ve harfleriyle oynamaya başlıyor. Şak, şak. Şak, şak. İçimde korkunç bir öfkenin yükseldiğini hissediyorum. Bir tür içsel zehrin organlarımda dolaştığını ve tam parmak uçlarıma geldiğinde Kelime Oyunu’nun taşlarını ortalığa saçarak koltuğumdan fırlayıp kalkacağım, ve ona vurmaya başlayacağım tekrar tekrar, ve tekrar.
Öfke parmak uçlarıma ulaşıyor ve geçiyor. Kalbim atıyor. Terliyorum. Sanırım yüzüm cidden seğiriyor. Sonra iç çekiyorum, derinde, ve koltuğumda arkama yaslanıyorum. Çaydanlığın düdüğü çalmaya başlıyor. Düdüğün sesi yükseldikçe daha da sıcaklıyorum.
HAZIR kelimesini oynuyor iki kat kelime üzerine ve 18 puan alıyor, sonra gidip kendine bir fincan çay dolduruyor. Hayır, ben almayayım.
Bakmadığı bir anda harf torbasından bir boş taş çalıyorum ve ıstakamdaki V’yi içine atıyorum. Bana şüpheli bir bakış atıyor. Elinde bir fincan çayıyla yerine oturup, masada bir fincan halkası oluşturuyor, bu arada ben 7 harflik bir kelime oynuyorum: HİLEKAR, HAZIR’ın A’sını kullanarak. 50 ek puanla beraber 64 puan, ki benim öne geçmemi sağlıyor.
Bana hile yapıp yapmadığımı soruyor.
Ondan gerçekten, ama gerçekten nefret ediyorum.
BOŞVER kelimesini oynuyor üç kat kelime üzerine ve 21 puan kazanıyor. Puan durumu, onun 153, benim 155.
Çay fincanından yükselen buhar daha da sıcaklamama sebep oluyor. Istakamdaki harflerle cinayetle ilgili kelimeler oluşturmaya çalışıyorum, ama elimden gelenin en iyisi UYKU.
Karım sürekli uyur. Yan komşularımızın bir tartışması boyunca uyuyup durmuştu ki bu tartışma bir kırık kapı, paramparça bir televizyon ve içi tamamen boşaltılmış bir Teletabi Lala bebeğiyle sonuçlanmıştı. Ve sonra ertesi günü uykusuzluktan dolayı huysuz olduğum için dırdır etmişti.
Keşke ondan kurtulmamın bir yolu olsaydı.
Bütün harflerimi kullanmak için bir fırsat yakalıyorum. PATLAMAK, LANET’in T’sini kullanarak. 72 puan. Bu ona gününü gösterir.
Son harfi koyduğum anda sağır edici bir gürültü oluyor, ve klima bozuluyor.
Kalbim küt küt atıyor, ama patlamanın şokundan değil. İnanamıyorum – ama bir tesadüf olamaz. Harfler bunun olmasını sağladı. PATLAMAK kelimesini oynadım ve oldu – klima patladı. Ve daha önce de HİLEKAR kelimesi, hile yaptığım sırada oynamıştım. Ve ÇARPMA’yı da karım elektrik şokuna uğradığında. Kelimeler gerçeğe dönüşüyor. Harfler geleceklerini seçiyor. Tüm oyun – LANET’li.
Karım İŞARET kelimesini oynuyor, T harfi üç kat harf puanı üzerinde, 15 puan.
Bunu test etmem gerek.
Bir şey oynamalıyım ve oluyor mu diye bakmalıyım. Pek muhtemel olmayan bir şey, harflerin olmasına sebep olduğunu kanıtlamak için. Istakam EMÇRDUB. Bu bana fazla seçenek bırakmıyor. Çılgınca B’mi gevelemeye başlıyorum.
UÇMA yazıyorum, PATLAMAK’ın A’sını kullanarak. Koltuğumda arkama yaslanıyorum ve gözlerimi kapatıp koltuğumda yükselme hissinin gelmesini bekliyorum. Uçmayı bekliyorum.
Aptal. Gözlerimi açıyorum ve işte bir sinek. Bir böcek, Kelime Oyunu tahtasının üzerinde vızıldayarak uçuyor, halen ılık olan çay fincanından yükselen sıcak havada sörf yapıyor.
Belirsiz olmayan bir şey yazmalıyım. Yanlış anlaşılması mümkün olmayan bir şey. Kesin ve nihaî bir şey. Kaçınılmaz bir şey. Ölümcül bir şey.
Karım DİKKAT kelimesini oynuyor, N yerine boş bir taş kullanarak. 18 puan.
Istakamdaki harfler MPEMRED, artı ağzımdaki B. Harflerin gücü beni korkutuyor, ve bu gücü kullanamamak öfkelendiriyor. Belki de yine hile yapmalıyım, ve KES ya da ÖLDÜR yazmak için ihtiyacım olan harfleri seçmeliyim.
Sonra kafama dank ediyor. Mükemmel kelime. Güçlü, tehlikeli, korkunç bir kelime.
DEPREM yazıyorum, 19 puan karşılığında.
Depremin şiddetinin kazandırdığı puanla orantılı olup olmayacağını merak ediyorum. Damarlarımdaki potansiyelin titreşen enerjisini hissedebiliyorum. Kadere emir veriyorum. Feleğe yön veriyorum.
Karım 34 puan karşılığında ÖLÜM yazıyor, odanın sallanmaya başladığı sırada.
Şaşkınlık ve haklı çıkma sebebiyle nefesim kesiliyor – ve geveleyip durduğum B boğazıma kaçıyor. Öksürmeye çalışıyorum. Yüzüm kızarıyor, sonra morarıyor. Gırtlağım şişiyor. Boğazım yırtılarak kanamaya başlıyor. Deprem doruğuna tırmanıyor.
Yere düşüyorum. Karım öylece oturup seyrediyor. -Charlie Fish
Sizlere biraz hevesten bahsetmek isterim, içimdeki az hevesten, hani şu yıllar geçtikçe tükenen ve kimi zaman boğazımda hissettiğim o sikik hevesten. Bahsetmek isterim çünkü ben en iyi bunu yapabilirim.
En iyi karnıyarık yapabildiğim zamanlardan kalma hevesim. En iyi aşık olabildiğim zamanlardan kalma aptal hevesim.
“Benim güzel kızım” ne süper kahraman bir cümle.
Bir zamanlar en iyi boya yapabilen, en iyi şımarabilen, en iyi şarkıları onun söylediği hani elektrikler kesildiğinde, karlı gecelerin 3’lerinde en iyi onun canının çikolata çektiği, en iyi ona kıyılamadığı kadınların kaybettikleri heveslerinden.
Neden sonra anladım ki; en iyi bazen yetemeyebiliyordu.
Sizlere ufacık bir hevesten bahsetmek isterim.
Hayalini kurmadığı ne varsa sahip olan bir kız çocuğunun, tek rüyasına asla kavuşamadığı için mizah mecmualarının arkasına sakladığı hevesinden.
Onun gibi milyonlarca kadının, çok önceden, muhtemelen babalarında bıraktıkları hevesten.
Hayatta her şeyi tek başına göğüslemek zorunda kaldıkça biten, oysa en saçmasından ayakkabılarını bağlayacak birinin kocaman ellerine köpekler gibi ihtiyaç duyan, o güç temsili kadınların naftalin kokan heveslerinden.
Sen heves etme ulan ayı!
Artık kendilerine bile itiraf etmekten çekindikleri, birilerinin kolaylıkla erişebildiği o muazzam düzenin özleminde giderek uzaklaştıkları heveslerinden.
“Hayatım” ne de güzel bir kelime.
Sizlere bir tatlı kaşığı kadar hevesten bahsetmek isterim, bunu gerçekten çok isterim, nadiren heves edenlerin kaderi budur zira; onlar yetişemedikleri seferler için şarkılar yazarlar, resimler çizerler, yemekler pişirirler, belki çiçek yetiştirirler, başkaları tarafından beğenildikçe kendilerine yabancılaşır; kötü kalplilerle tek başlarına yumruk yumruğa geldikçe dünyanın adaletine söver, elbiselerinin fermuarlarını kendileri açmak zorunda kaldıkça birilerine küserler.
“Bütün bunları ne için yapıyorum?” diye düşündükçe dizleri karnına çekilenlerin uyuşan heveslerinden bahsetmek isterim.
Ben artık sadece bunu yapabilirim.
Sahip olan birçoğunun kadrini bilmediği o tek hayalime de bir klasör açar, işe giderim.
Neden sonra anladım ki; benim hevesim kursağımı tapulamış.
(Source: mayoneziseverim)
Az İsyanlı
Normal şartlarda hayatı ters yaşamayı seviyorum. Yani hiç düzenli bi hayatım olmadı ki benim; olamadı yani n’apayım.. Hayat şartları benim düzenli bi hayat yaşamamı istiyor. Söylene söylene sen de buna katlanmak zorunda kalıyosun. Ama tatil günleri geldiğinde her şey gene eski haline dönüyor, istisnasız. Neymiş? Alışıcakmışım; erken yatıp erken kalkıcakmışım. Neden kalkıcam ki? Hayır derdim ne? Tatil dediğin uyuma günüdür. Bi yere gitmiyceksen, kalkmanı gerektiricek bi durum da yoktur. İstediğin gibi yaşayamamak kötü; vesselam..



2
